by cotton giyim mağazaları, karacabey kadın giyim, karacabey erkek giyim
  • Anasayfa
  • Diğer
  • Anadolu'da nasıl millet olduk?

Anadolu'da nasıl millet olduk?

11 Ağustos 2017 Cuma 14:38 tarihinde Nureddin ÇINAR tarafından eklendi.
Yazı Boyutu
A
Nureddin ÇINAR
cinarnureddin@gmail.com

Anadolu coğrafyasında yaşayanlar çaresiz bir durumda umuttan ve yeni başlangıçtan konuşmak isterseler Mevlana'nın 'ne olursan ol gel' cümlesini hatırlarlar. Bu cümle başka bir takım cümlelerle birleşerek umudunu yitirmiş insanlar için yeni bir imkan ve umut kapısı olmuştur. 

     Hepimiz bir gün 'ne olursan ol gene gel' cümlesine muhtaç kalacağımızı bilerek bu cümleyi hafızamızda tutarız. Varlık sevgisinden ve insana saygıdan söz etmek istesek, Hacı Bektaş-ı Veli'den veya Yunus'tan cümleler aktarırız. Yetmiş iki milleti 'ayıplı görmemek' düsturu adalet ve kardeşlik üzere yaşanan bir dünya idealini anlatır. Yaşadığımız hayatın trajikomik yönlerini eleştirmek istediğimizde, Nasreddin Hoca'ya gideriz. Hoca 'ye kürküm ye' derken güleriz; insanları 'kürk' sahibi olan ve olmayan diye ayıranlar bile bu sözler başkasına söylenmiş gibi dinler. 

      Hoca dünyanın merkezini kendi bulunduğu yer sayarken veya kıyametin kopma vaktini kendisinin ölüm vakti kabul ederken veya eşeğine ters binerken arzularımız ile yetersizliklerimiz arasında tükenen ömrümüz üzerinde düşünmeyi öğretir. 

      Aynı asırlarda ortaya çıkan Hacivat ile Karagöz oyunu ise en katı ve aşılmaz sandığımız hadiselerin birer gölge olabileceğini fark ederek hayatımızı tedbir eden 'parmaklara' dikkatimiz çeker. 

        Velhasıl konuşurken, düşünürken, derde derman ararken, kızarken, gülerken, ağlarken kime dönüyorsak, tümel kavramı onların izinden tarif edebiliriz. Onlar 'millet' kelimesinin içini dolduran ve onu bireyin hayatına taşıyan bilgelerdir. Bizim için 'atalar' veya 'ecdat' nesep bağından daha çok, değerleri üreten ve onları nesilden nesle aktaran isimlerde temessül ederek ete kemiğe bürünür. Biz de Yahya Kemal'in dediği gibi 'ölülerimizle bir arada yaşarız.'

      Bütün bu isimler ve daha fazlası birbiriyle doğrudan veya dolaylı irtibatlı bilginlerdir: aynı asırda yaşamış, aynı mekanlarda bulunmuş, birbirlerini görmüş-tanımış, hepsinden önemlisi ise ortak kaynaklardan beslenmişlerdir. Onları ayrıştıran şey, sadece üslupları ve bu üslubu istilzam eden muhataplarıdır. 

       İbnü'l-Arabi, Konevi ve onların talebeleri nazariyatını yazmış, Mevlana hikaye ile anlatmış, Yunus şiirlere dökmüş, Hacı Bektaş-ı Veli ise düşünceleri örgütleyerek kurumlar tesis etmiş, Nasreddin Hoca da fıkralar ve deyişlerle anlatmıştır. Biri Arapça, öteki Farsça, diğeri Türkçe yazmıştır. 

        Her ne yaptılarsa ortak maksadı taşıdılar: ortak maksat, Anadolu'nun Hicaz'a bağlanması veya zengin insan ve kültür unsurlarıyla birlikte Anadolu'nun İslamlaştırılmasından ibaretti. Bu maksat birliği hepsini aynı istikamette ele almayı zorunlu kılar. Üstelik aradan geçen sekiz asır içinde önemlerinden hiç bir şey yitirmeden bize öğretmeyi sürdürdüler. 

       Millet olmanın anlamını fark edebileceğimiz güzergah Cumhuriyetten Osmanlı ve Selçuklulara oradan ise hicri altıncı asra varan güzergahtır. Bu isimler sayesinde ve onların teşkil ettiği değerler ekseninde millet olabildik. 

Etiketler : Anadolu, Millet
37 kez okundu.

Facebook'ta Paylaş

YORUM EKLE

Bu köşe yazısına ait yorum bulunmuyor.
Adı Soyadı
E-posta
Mesajınız

Kalan Karakter Sayısı : 500

ANKET

Karacabey'in harekete geçirilmesi gereken potansiyeli hangisidir?

Tarım

Turizm

Eğitim

Spor

Sanayi


VİDEO GALERİ