by cotton giyim mağazaları, karacabey kadın giyim, karacabey erkek giyim
  • Anasayfa
  • Diğer
  • Fil Suresini nasıl anlamalıyız?

Fil Suresini nasıl anlamalıyız?

10 Ekim 2017 Salı 07:12 tarihinde Enes ZİYA tarafından eklendi.
Yazı Boyutu
A
Enes ZİYA
enesziya16@gmail.com

Fil suresinde geçen helâk etme olayını yapan şüphesiz Allah Teâlâ’dır. Bu konu anlatılırken normal bir şekilde, ‘Allah fil sahiplerini helâk etti.’ denebilirdi. Fakat bu surede ‘Senin Rabbin fil sahiplerine neler etti.’ ifadesini görüyoruz. Burada ince bir anlam vardır. ‘Allah yaptı.’ ifadesi, ‘Senin Rabbin yaptı.’ kadar teselli ihtiva etmemektedir. ‘Senin Rabbin’ deyimindeki sıcaklık, tam bir teselli cümlesidir. Çünkü ‘Rabb’ sahip, bakan, kollayan demektir.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin teselli olması için inen bu ayetler, bu tür bir anlatımla şu inceliği vurgulamaktadır:
Ey Peygamber!
Evet, Allah seni bir tebliğ maksadı ile gönderdi. Etrafındaki müşrikler seni üzüyorlar, tehdit ediyorlar, sen de bunalıyorsun. Onlar senden daha güçlü de görülebilirler. Ama seni gönderen Rabbin var. Ve o Rabbin, senden önce azan bir grup kâfire böyle yapmıştı. Sen yalnız ve desteksiz değilsin. Kendine güven.

Olay
Yemen’de etkin bir vali olan Ebrehe, Kâbe’nin tavaf edilmek için ziyaret edilen bir yer olmasından şiddetle rahatsız olur. O günlerde Mekkeli müşrikler ve diğer Araplar, Kâbe’ye saygı gösteriyor, İbrahim aleyhisselamla olan bağları sayesinde kendilerini Kâbe’nin sahibi kabul ediyorlardı. Ebrehe ise Hıristiyanlığın etkisi altındaydı.
Ebrehe kendine göre bir plan yaptı. Bu plana göre, Yemen’de büyük bir kilise inşa edecek, kilisenin görkemine kapılan Araplar, tavaf etmek için oraya geleceklerdi. Böyle de yaptı. Görkemli bir kilise yaptı ama kimse gidip onun kilisesinde tavaf yapmadı. Gitmedikleri gibi tahkir bile ettiler. Rivayetlere göre Araplardan biri gidip orayı pisletmiş bile.
Ebrehe, Kâbe yerinde durdukça, onun kilisesiyle ilgilenenin olmayacağına inanınca, iyice kudurdu. Kâbe’yi yıkmaya karar verdi. Büyük bir ordu kurdu. Ordusuyla Yemen-Sana’dan yola çıktı. Aklı başında bazı Araplar karşısına çıkmak istediler. Ordusu çok güçlüydü. Karşısına çıkanı ezdi, dağıttı.
Ebrehe o gün için çok farklı bir ordu kurmuştu. Ordusu hem teçhizat olarak güçlü bir orduydu, hem de ordusunda filler vardı. Fil sayesinde bir taraftan karşısındakilere psikolojik etki yapıyor, diğer taraftan gerçekten o zaman için önünde durulamaz bir ordu kurmuş oluyordu. Öyle de oldu. Ordusu Arap yarımadasını susturmuştu. Maksadını bildikleri halde onunla pazarlığa bile yanaşmaya cesaret edemediler.
Mekke’ye yakın bir şehir olan Taif’te ordusu konakladı. Geçtiği yerlerdeki insanlara da zarar veriyor, bulduğuna el koyuyordu. Taif’te de deve sürülerine el koydu. El koyduğu develer arasında Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin dedesi Abdülmuttalib’in iki yüz devesi de vardı.
Ebrehe, Mekke’ye yaklaştığını anlayınca kendisiyle görüşebileceği bir muhatap aradı. O zaman Mekke’de söz sahibi şahsiyet olan Abdülmuttalib’i gösterdiler. Abdülmuttalib, Ebrehe’nin önüne çıktı. Heybetli ve gösterişli bir kimliği olan Abdülmuttalib, Ebrehe’nin dikkatini çekmişti.
Ebrehe, Abdülmuttalib’e saygı gösterdi. Yanına oturttu. Konuşmaya başlayıp, Kâbe’yi yıkmaması için Abdülmuttalib’in ricada bulunmasını bekledi.

Abdülmuttalib söze başladı. El koyduğu develerini geri vermesini istedi.
Ebrehe afalladı. Tercümana dönüp dedi ki:
‘Buna söyle. İçeri girdiğinde tipine bakıp saygı göstermiştim. Ben onu ciddi biri zannettim. Kâbe’yi yıkmaya gittiğimi bildiği halde, benden onu yıkmamam için ricada bulunacağını beklerken o, iki yüz deveyi geri vermemi istiyor!’
Abdülmuttalib, Ebrehe’nin cevabını duyunca şunu söyledi:
‘Ben develerin sahibiyim. Onları korumaya çalışıyorum. Kâbe’nin sahibi var; O, onu korur.’
Ebrehe ona develerini verdi, onu gönderdi. O kızgınlıkla da Mekke’ye doğru hareket emri verdi.
Abdülmuttalib Mekke’ye geri döndü. Mekkelilerden canlarını kurtarmalarını ve dağlara çıkmalarını istedi. Herkes dağa kaçtı. Uzaktan, Kâ’be’nin akıbetini seyretmeye koyuldular.
Fakat ordunun önündeki fili hareket ettiremediler. Mekke’ye doğru dürttükçe kıpırdamıyor, başka yöne çevirince gidiyordu.
Onlar fille uğraşırken Allah sürü sürü kuşlar gönderdi. Her bir kuş mercimekten büyük, nohuttan küçük taşlar taşıyordu. Biri gagasında, ikisi ayaklarına takılıydı. Taşıdıkları o taşları Ebrehe’nin ordusunun üzerine attılar. Koca ordu kısa bir sürede leşe döndü. Ebrehe ölmedi, ağır yaralı olarak Yemen’e geri döndü. Orada öldü.
Mekkeli müşrikler bu olaya gözleriyle şahit oldular. Daha sonra Fil suresi inince de bu olay onlara hatırlatılmış oldu.
Bu fil olayını ayrıntılı olarak anlatan, açık bir rivayet daha yoktur. Hadis kaynaklarında da geniş bir şekilde geçmemektedir. Önemli olan da olayın ayrıntıları değildir zaten. Zira ayrıntısına takılıp kalınan olayların asıl cevheri unutulmakta, vermesi gereken mesajı o olay verememektedir.
Olaydan arda kalan net bilgi şudur:
Böyle bir teşebbüs tarihte olmuştur. Bu teşebbüs, sahipleri için kötü bir akıbetle sonuçlanmıştır. Allah Teâlâ, kıyamete kadar, mukaddesata saldırmayı düşünebileceklere ders olması için de bu bilgiyi, Kur’an’ın bir suresine konu ederek bize taşımıştır. Kuşun gagasına ve kanadına takılmadan bakabilenler için anlaşılacak çok şeyler vardır. Anlamak istemeyenler için de zaten güneş bile yeterli değildir göremeyenlere.


Etiketler : Fil Suresi
34 kez okundu.

Facebook'ta Paylaş

YORUM EKLE

Bu köşe yazısına ait yorum bulunmuyor.
Adı Soyadı
E-posta
Mesajınız

Kalan Karakter Sayısı : 500

ANKET

Karacabey'in harekete geçirilmesi gereken potansiyeli hangisidir?

Tarım

Turizm

Eğitim

Spor

Sanayi


VİDEO GALERİ
˟

Bizi Facebook'tan da takip ediyor musunuz ?