YAZARLAR

Tüm Yazıları Enes ZİYA

Ahirete yeniden inanalım..

10.03.2018 12:46

Modernizmin tek dünyalı hayat felsefesinin bizleri de etkilemesinin en önemli sebebi, mümin şahsiyetlerin iki dünyalı hayat tarzlarıyla insanlığın önüne alternatif oluşturamamış olmalarından kaynaklanmaktadır. Bireysel ve toplumsal mutluluğun sigortasının ahiret olduğunu, yaşayarak insanlığın önüne bir numune olarak koyamadığız için, ahiretsiz hayat felsefesi bizleri de etkilemiştir. Bu etki, ülke Müslümanlarının üzerinde farklı şekillerde kendini göstermeye başlamıştır. Ahiretsiz hayat felsefesinin bizdeki etkilerine bakalım;

– Günahlara karşı duyarsız, lakayt ve hafife alıcı bir tavır ile yaşamaya başladık. Artık içinde yaşamış olduğumuz toplumun her geçen gün daha günahkar hale gelmesi bizleri çok fazla rahatsız etmiyor. Maalesef birçok aile, hafta sonları, işlenen günahların aleni reklamı olan magazin programlarını izliyor. Elimizle ve dilimizle düzeltemediğimiz günahlara kalbimizle buğz bile edemiyoruz. Yolda araç kullanırken, radar işaretini gördüğümüzde arabamızın hızını düşürmeye gösterdiğimiz hassasiyeti, günahlara karşı gözümüzde ve gönlümüzde göstermiyoruz.

-Ebeveynler, çocuklarının geleceği için ellerinden gelen bütün yatırımları yapıyorlar. Özel okullarda okutup, özel dersler aldırıyorlar. Gururla çocuklarına “büyüyünce ne olacaksın?” diye sorup, aldıkları cevaplarla seviniyorlar. Ama ne yazık ki çocuklarımızın şu fani dünyaları için yapmış olduğumuz yatırımların yarısını dahi onların ahireti için yapmıyoruz. Acaba kaç anne baba kendisine, “evladım öldükten sonra ne olacak?” sorusunu yöneltmiştir.

-Cenaze törenlerinde, yakınlarımızın, tanıdık eş ve dostlarımızın cenaze namazlarına ve defin işlerine katılıyoruz. Gerek cenaze namazı esnasında, gerekse defin sırasında mezarın başında, vefat edenin birinci dereceden yakınları hariç, katılımcıların her biri bir tarafta çeşit çeşit konuları konuşuyorlar. Ölüm bizim için bir uyarı olmuyor. Ayaklarımızla gelmiş olduğumuz bu mezarlığa, bir gün omuzlarda geleceğimizi hiç düşünmüyoruz.

-Ahiret yokmuş gibi yaşadığımızın bir başka işareti de cenneti bu dünyada aramaya başlamamızdır. Varsıllarımız ve yoksullarımız olarak hepimiz, daha iyiyi elde etmeye çalışıyoruz. Kanaati hayatımızdan çıkarıp attık, her şeyin en iyisine sahip olmak istiyoruz. Hiçbir yanımız yarım kalmasın, her bir yanımız tamam olsun istiyoruz. Ahiretin varlığına inanan ve ona göre yaşayan mümin, ister varsıl olsun, isterse yoksul olsun, imkanları olsa da olmasa da bir yanlarını yarım bırakır ve “Allah’ım yarım kalan her bir yanımı Sen cennette tamamla” der.

-Günümüz Müslümanları modern çağda salih amel reklamcılığına başladı. Herkes, yaptığının Allah rızası için olduğunu bir başkasına anlatmaya çalışıyor. Oysaki Allah rızası için olan bir amelin reklamının olmaması gerekir. İnsanlardan takdir bekleyerek yaptığımız salihatın Allah katında hiçbir değeri yoktur. Yaptığımız işlerde kendimizi ön plana çıkarma gayreti bizi tüketiyor. Oysaki mümin insan, tohum eker, ama hasadı bir başkasına bırakır. Salih amellerin bereketi ancak bu sayede olur.

-Bazen kendimizi içinde bulunduğumuz ve Allah rızası için bir hizmet vesilesi olan cemaatler, vakıflar ve dernekler için vazgeçilmez olarak görmeye başlıyoruz. Biz olmazsak, hiçbir şeyin olmayacağını zannediyoruz. Meşru sebeplerle, bizim ve yapmış olduğumuz hizmetin hayrına olduğu için, hizmetlerin başında yönetici konumunda bulunanlar tarafından kenara çekilmemiz istendiğinde kendimizi kullanılıp atılmış gibi görmeye başlıyoruz ve hizmetlere küsüp, sırt çeviriyoruz. Bu tür büyük yanılgılar hem bize, hem de içinde bulunduğumuz kurumlara zarar veriyor. Vakıf, dernek ve cemaatlerde yapmış olduğumuz hizmetler bizi Allah’a yakınlaştıracaktır. Unutmayalım ki buralarda hizmet verenler, hiç kimsenin şahsına hizmet etmiyorlar. Kenara çekildiğimizde, kendimizi “kullanılmış” hissetmek büyük bir vebaldir ve ahiret yokmuş gibi yaşamaktır. Bu düşünceye kapılanlar kendilerini ara sıra kenara çekmelidirler. Görecekler ki yerleri çok daha iyi yetişmiş insanlar tarafından doldurulacaktır. Allah rızasının olduğu hiçbir yerde inkıta olmaz. Kenara çekilmek ve yerimizi alanlar için dua etmek bize çok şey kazandıracaktır.

-İmanın bir anlamı da “Allah’a güven” dir. Allah’a güvenen mümin, infak ederken tereddüt etmez. Bilir ki mümin ile kafir arasındaki fark iman; mümin ile münafık arasındaki fark ta infaktır. Günümüz Müslümanları, servetleri artıkça infakı kısmaya başladılar. Elimizdeki imkanlar nispetinde infak etmemek, ahirete yatırımdan vazgeçmek demektir.

      İnsan dünya meydanında basit ganimetler uğruna çok büyük değerlerini kaybediyor. Ama maalesef kaybettiği değerlerinin farkına varamıyor. Çünkü hiç yüreğinin uhuduna sığınıp meydana bakmıyor. Buna o kadar çok ihtiyacımız var ki bugünlerde. Kendimizi yüreğimizin uhuduna çıkarıp soralım “benim yaşamış olduğum hayatın ruhu, ahireti, öteki yüzü var mı ?” diye. Bu sorunun cevabı, hepimizin vicdanındadır, öyleyse dönüp oraya bakalım, ne cevap veriyor…

Diğer Yazarlar

Nureddin ÇINAR

Yerel ittifakta tek aday formülü

Said Nursi ER

Benim başkan adayım

Ahmet KUDU

Bir başkadır Suuçtu

Enes ZİYA

Neleri kaybettik?

Bilal TAŞ

Sözde Millet İttifakı!

Zübeyir DEMİRKAYA

İhlâs sûresinin nüzul sebebi ve fazileti

Erhan DOĞAN

İsrail neden bu kadar rahat?

Yasin KESKİN

Karacabey'den seçim notları

Fatma Nur ÇALIŞIR

Neden Anaokulu Diyetisyenliği?

Serkan ÖKÇE

Üç evlat

Burak Can ÇELİK

ABD'nin tehditleri

Barış ERDİNÇ

Cemaatler ve yozlaşma