Yazı Detayı
20 Kasım 2021 - Cumartesi 12:03 Bu yazı 7175 kez okundu
 
BİZİ GÖZÜMÜZDEN VURDULAR
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
 
 

Farkındayım, yazılarımın azımsanmayacak önemli bir kısmı hal ve ahvalimize dair eleştiri üzerine. Zira iman iddiasında bireyler sıfatıyla yeryüzünün mirasçıları olarak inşa ve ihya edilmesi gereken adaletin, yeşermesi gereken ümidin, kök salması gereken sevginin ve her tarafı cennetin rengine bulayacak merhametin görevlileri sanki bizleriz gibime geliyor ve bu hüsnü zannım zihnimden yüreğime akan kelimelerle geceler boyu gözlerime kum kaçırıyor.

Kötülüğün siyahını bu kadar artırdığı bu paslı iklimde, “faili meçhul” bunca can kırığının üzerinde hangi birimiz kendi parmak izlerimizi görebiliyoruz bilmiyorum ama sanırım bu “görev bilinci” en azından benim cephemde son nefesime kadar sürecek görünüyor.

Ona da ceddinize de rahmet olsun; rahmetli dedem “bizi gözümüzden vurdular” derdi hep.

Gün geçtikçe, fark ettikçe, hissettikçe, yüreğime yük ettikçe bu vurulmanın şiddetini de ‘nasıl’ını da ‘niye’sini de daha iyi kavrıyorum sanırım.

Evet, biz gözümüzden vurulduk maalesef.

Doksanlı yılların başıydı.

Bugünkü ‘ben’ merkezli, buram buram narsisizm kokan bu yaşam biçimi evlerimize, işlerimize, ilişkilerimize ve oradan da yazık ki zihinlerimize önce ekranlardan sızdı.

O ekranlarda klipler dönmeye başladığında, özendirici ‘modern batı(!)’ yaşamını önümüzdeki siyah beyaz ekranlardan evimize “gönül rızası ile” buyur ettiğimizde, geleceğin teminatı gençlerimiz yazık ki kuramadığımız ve sadece eleme üzerine bina ettiğimiz eğitim sistemimiz ile “amacını” yitirdiğinde, çocuğunun boğazından helal lokma geçirmek için gecesini gündüzüne katan babalarımız parayla başa çıkmaya başladığında, abdestsiz hamura dokunmayan annelerimiz aramızdan ayrıldığında, gönlü dualı çınarlarımızın uykunun bile uykuda olduğu demlerde ettiği sessiz, gözü yaşlı duaların sedası kesildiğinde masumiyet denen huzurun o efsunlu anahtarını da kaybettik sanki.

Farkında olduğunuza eminim.

Paranın ve güç zehirlenmesinin hemen her şeyi soysuzlaştırdığı bu çağda; bedenin insanı sadece dünyaya bağlayan bir vasıta olduğunun erincinde, ideallerinin peşinden yürüyen, yalancı imgeler dünyasına, makam ve mevki kaygısına, para kazanayım da kendimi daha güçlü hissedeyim nevrozuna yakalanmamış; yan yollara sapmayı beceremeyen, bir punduna getirip de bozuk düzenden nemalanmayan, onurunu korumak adına bir ömrü açlık sınırında yaşamayı göze alan insanların sayısı suyun tuzu eritmesi misali günden güne azalıyor.

Onlar azalıkça da biz, ahlâk ve adaletin kılavuzluğunu unutuyor; hayatın aslında ötekini duyma ve öteki tarafından duyulup anlaşılma çabası olduğunu kalp bilgimizle artık okuyamaz hale geliyoruz.

Düşeni kaldırmak, düşküne merhamet etmek, ezilenle saf tutmak, haksızlığa başkaldırmak, darlığa genişlik zora kolaylık olmak gibi kadim değerlerimiz de adım adım geçmişimizi tozlu raflarında birer nostalji olarak kalıyor.

Çünkü masumiyetin pılını pırtısını toplayarak aramızdan ayrıldığı o günlerden beri onun boşalttığı yeri fitne ve fesat dolduruyor. İnsanlığın yükünü serçe kadar yüreğine sığdıran söz ve hayat ustaları aramızdan birer birer çekiliyor. Ticaretimiz yalan dolanla, siyasetimiz kişisel ikbal hesaplarıyla, itimadımız hırs ve hasedin zehirli oklarıyla, liyakat ve ehliyetimiz ise sadakat saplantısı ile günden güne zehirleniyor.

Evet, refahımız artıyor belki ama maneviyatımız kayboluyor! Aramızda halen vücudu abdestli olanlarımız var belki ama zihinlerimiz de yüreklerimiz de envaı çeşit necasetle tıka basa dolu. Zihin ve dolayısıyla niyet necis olunca uzuvların temiz olması yetmiyor tabi ki.

Çünkü ümitsizlik ve amaçsızlığın her tarafı yoğun bir sisle kapladığı; insanların yarıştırıldığı, kazanmak uğruna her şeyin mubah sayıldığı, itiş kakışın özellikle istendiği, esareti altına girdiğimiz çeşitli boyuttaki ekranlardan günün yirmi dört saati “memlekette sanki iyi ve güzel hiçbir şey yokmuş gibi” kötülüğün sokaklarımızda kurduğu krallığın portresini çizmek için can atan ve insan ruhunun karanlığa gömüldüğü sahnelerin pompalandığı bugünkü kültür artık bireysel rekabet üzerine kurulu.

Milyonlarca insanın efsunlanmış bir halde ekran başına kilitlendiği televizyon dizilerinin neredeyse tamamı siyahı üstün kılarak dünyayı bize olduğundan daha karanlık gösteriyor ve insanlar, çivilenip kaldıkları bu ekranlardan aldıkları “kimseye güvenilmemesi, merhametten maraz doğacağı” mesajlarını yaşamlarına nakşediyor!

Ama inanın sadece bu kadar değil.

Zira bu ekranlar sayesinde; gözlerine sokulan ve zihinlerine zerk edilen sahneler içinde rekabetçi, itiş- kakışa dayalı, güçlü olanın ayakta kalıp altta kalanın canının çıktığı, cahiliye dönemlerine rahmet okutan bir dünya düzeni içinde; gücün her şeyi meşrulaştırabildiğini, haram parayı ve ahlâk dışı şöhreti sevimli gösterebildiğini, gücü elde edebilen bir muktedir zihnin hiçbir koşul ve haklı sebep aramaksızın kendisinden binlerce km uzaklıktaki bir coğrafyayı kan ve gözyaşına boğabildiğini görerek büyüyen bugünkü kuşak, ya güce tapınarak ya da güçlüye tutunarak var olacağı sanrısı içinde maalesef.  

Onların ruhunu besleyen bu geçmiş onları görünür olmaya, bilinmeye, kahramanlaşmaya karşı büyük bir açlığa sürükledi ve bu nedenle de bugün hakkın gücü değil, gücün hakkı sahne aldı.

Evet, gençlerimiz açlar çünkü; yaşadıkları bireysel tarih onlara sorumluluk almadan hak sahibi olma, bedel ödemeden hakikate ulaşma, başarı olmadan şöhret sahibi olma, alın teri olmadan kazanç elde etme, çalışmadan ödev çıkarma; hatta zorluğun istenmediği, acı ve gözyaşının ötelendiği, anlama çabasının zahmet verici olduğu bir zaman dilimi sundu.

Doğal olarak da en çok bağıranın, sesi en gür çıkanın veya en güçlü olanın sesi duyulmaya başlandı. Hemen hepsinin sosyal medya hesaplarına bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız!

Senaryosu “tek kültür” üzerine kurulan ve bilginin gücüne ulaşan toplum mühendisleri tarafından yazılan bu kurguda; insanlar, sınırsız zevk ve kendi kendine hayranlık vaat eden bir kitle kültürü içinde, hayattaki başarılarını sadece sahip oldukları ve satın alma kudretleriyle ölçmeye başladılar. Böyle olunca da doğal olarak dostluk, kardeşlik, muhabbet, samimiyet, yardımseverlik, toplumsal kabul gören ahlaki ölçüler ve parayla ölçülemeyecek değerler yavaş yavaş anlam ve önemini yitirdi.

Tam anlamıyla başardılar mı?

Bence hayır!

Zira uzak ve yakın tarih; hüznün kanatlarıyla bir yaranın sızladığı yerden dünyaya bakabilen ama dünyaya kök salmadan etrafımızda uçuşan, nerde bir keder ve sıkıntı varsa orada beliren, hayatlarımızı güzelleştiren, kendi hayatları pahasına insanlara yardım eden, özgürlükleri ve hatta canları pahasına başka insanlara siper olan kahramanların hikâyeleri ile dolu.

Onların bu adanmışlıkları hiç beklemediğimiz zamanlarda üşüyen ruhlarımızı sarmalıyor, uçurumlardan aşağı düşerken yüreğimizden tutuyor.  Bu şekilde de kâinattaki tüm varlıkların birbirine görünmez merhamet bağlarıyla bağlı olduğunu ve birimizin iyiliğinin diğerinin de iyiliği olduğunu çok daha berrak bir şekilde hissedebiliyorum!

Bilmiyorum.

Belki de her an düş kurmaya meyilli, umutlarını bu düşlerle besleyebilen, kelimelerin sihrine inanan, dünyayı yurt edinmemiş ve belki de hiç edinmeyecek olan, insan ilişkilerinde ve hayatta ölçüyü ve özellikle de ahlaki zekayı gözetebilen, küresel kapitalizmin önüne katıp dilediğince güdemediği bir hayalperestim belki de.

Belki de (gidişatın hızı beni ürkütse de) kötülerin ve kötülüğün yaydığı siyahın başımızdan aşağı boca edildiği veya her gün elimizdeki ekranlardan gözümüze sokulduğu gibi çok da koyu olmadığına inanmak istiyorum. 

Çünkü ben, inanan ve hakki ile teslim olmuş birinin ateşi gül bahçesine çevirebileceğine inanan bir kültürün göğsünden besleniyorum.

O kadim kültür, bana aynı zamanda zalimlerin bir gün mutlaka zulmünde boğulacağını, dünyanın tüm ezilmişlerinin merhametin soylu müziği eşliğinde sevgi ve kardeşlik türküleri söyleyeceğini fısıldıyor.

Bu yüzden de halen erdemli insanların başkalarının bozduğunu onarmak için yürek teri döktüğüne, sessiz sedasız karşılıksız bir bağlılıkla dokunduğu yerleri, yüzleri ve kalpleri imar eden iman şövalyeleri olduğuna inanıyorum. Sadece iyiler yalnız ve iyilik kötülüğün yaptığı gibi yaygara koparmıyor.

Ama bunca maddi ilerlemeye rağmen insanın ve insanlığın önceki nesillere göre neden daha mutsuz olduğunu düşününce az önce yazdıklarım dışında aklıma başka cevaplar da gelmiyor!

Çünkü bolluk çağında ruhlarımız açlıktan kıvranıyor ve insanın insana ne kadar susadığını görebiliyorum. Maddiyat üzerine bina edilen güncel değerler, derinlerimizde sakladığımız emniyetsizlik hissimizi uyandırıyor ve bizi ancak çok sahip olmakla, sürekli satın almakla mutlu olabileceğimiz yanılgısına sürüklüyor. Bu yüzden de kendimizi (yazık ki ahlaki sadakatimizi öteleyerek) zaman satıp para almak zorunda hissediyoruz.

Bakın bugünkü halimize.

Bize benzemeyeni çok kolay bir şekilde “düşman” hanesine yazabiliyor, onu aynı kolaylıkla öcüleştirebiliyoruz!

Bu yüzden de herkes, tek kişilik bir dünyanın ufuksuzluğu içinde tutsak durumda. Hayatlarımızın neredeyse birbirimizle hiçbir temas noktası kalmamış gibi görünüyor. Aynı evin içinde eşlerin ayrı, çocukların apayrı bir dünyası var artık. Aynı şeyleri aynı şekilde yapıyor olmanın bize ortak noktalar kazandırdığını sanıyoruz ama bu herkesin birbirine benzemesinden, tek tip bir hayatın bütün hayatların yerine geçirilmesinden başka bir şey değil! Bütün hayatları başkalıklarından arındırarak eni boyu belli tek bir hayat darlığına indirgemiş ve mahkûm etmiş oluyoruz sadece.

Yani tıpkı onların istediği gibi. Merhametin toprağında yeşillendirilen yaban otlarıyla tek, bireyci, acımasız ve merhametsiz bir kültür!

Çünkü bilinçli servis edilen bu kültürün kibirli ve kirli dili sadece kendisine ait bir yaşam biçimi ve düşünce sistemi olabileceğini, onu olduğu gibi kabullenmemizi ya değişip onlara benzememizi ya da “yok olmamızı” ısrarla savunan bir kültür!

Yirmi yıl önceki halimiz ile bugünkü halimiz arasındaki fark ise bu işi ne kadar kolay başardıklarının göstergesi olsa gerek!

Çözüm mü?

Üzerinde tepindiğimiz manevi mirasın göğsünden süt emerek kendi gök kubbemizi inşa edebilmek! Ötesi sadece zihinsel bir kölelik!

Farkındalık temennisiyle!

 
Etiketler: BİZİ, GÖZÜMÜZDEN, VURDULAR,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Kasım 2021
İRADE KRİZİ (Kadın Cinayetleri)
17425 Okunma.
22 Ekim 2021
SEN RABBİN NEFESİSİN
7926 Okunma.
04 Ekim 2021
AMAÇ NİTELİK Mİ NİCELİK Mİ?
25376 Okunma.
20 Eylül 2021
LAİKLİK
40826 Okunma.
30 Ağustos 2021
TARLA NEMLİ OLMADAN TOHUM YEŞERMEZ!
2085 Okunma.
21 Ağustos 2021
DÜZ MANTIK
7190 Okunma.
04 Ağustos 2021
ORTAK AKIL ZORUNLULUĞU
1910 Okunma.
17 Temmuz 2021
KAVURMA ŞENLİĞİ
35691 Okunma.
13 Temmuz 2021
KRİPTO İLİŞKİLER
5855 Okunma.
22 Haziran 2021
VARLIK İMTİHANINI KAYBETTİK!
2986 Okunma.
10 Haziran 2021
HEPİMİZ “İNSANIZ” OYSA
4771 Okunma.
26 Mayıs 2021
ÇİRKİNDEN SÖZ EDEREK GÜZELLEŞEMEZSİNİZ
30800 Okunma.
18 Mayıs 2021
GÖSTERİ ÇAĞI
7835 Okunma.
11 Mayıs 2021
HÜZNÜMÜZÜN BAŞKENTİ
9760 Okunma.
15 Nisan 2021
SABAHIN SAHİBİ VAR!
16426 Okunma.
01 Nisan 2021
BUGÜNE KADAR NE YAZABİLDİNİZ?
10764 Okunma.
23 Mart 2021
KENDİNİZE UĞRAMADAN GİTMEYİN BU DÜNYADAN
3568 Okunma.
18 Mart 2021
BİZİM HİKÂYEMİZ
14225 Okunma.
28 Şubat 2021
KİŞİSEL VİTRİNLERİMİZ
5069 Okunma.
17 Şubat 2021
DERDİNDEN KAÇANIN DERMANI OLUR MU?
9304 Okunma.
19 Ocak 2021
SAĞIRA SÖZÜNÜ KÖRE YÜZÜNÜ SÜSLEME YORULURSUN!
25663 Okunma.
06 Ocak 2021
EVET, BU KADAR BASİT!
32214 Okunma.
14 Aralık 2020
DEĞERLER MATEMATİĞİ
4426 Okunma.
04 Aralık 2020
TEKNOLOJİK ESARETİMİZ
3743 Okunma.
16 Kasım 2020
Açlığı Doyurmak
3837 Okunma.
06 Kasım 2020
KENDİNE BORÇLU KALMAK
3699 Okunma.
06 Haziran 2020
Faili Meçhul Kötülükler
5441 Okunma.
20 Nisan 2020
SAĞLIK EMEKÇİLERİMİZE MİNNETLE
5743 Okunma.
01 Nisan 2020
CORONA KÜLFET Mİ NİMET Mİ?
4888 Okunma.
17 Mart 2020
İKİNCİ NUH TUFANI
13778 Okunma.
10 Şubat 2020
NE OLACAK BU MEMLEKETİN HALİ?
16207 Okunma.
13 Ocak 2020
ERCİŞ; UMUDUMUN YENİDEN YEŞERDİĞİ COĞRAFYA
7282 Okunma.
16 Aralık 2019
KURTALAN'A SELAM OLSUN
22039 Okunma.
04 Aralık 2019
TOPLUM KAYBEDENLERLE DOLU AMA....
6199 Okunma.
19 Kasım 2019
DENKLEM ÇOK BASİT AMA…
13217 Okunma.
28 Ekim 2019
"ÜMMİ" PEYGAMBER'İN ÜMMETİ
10956 Okunma.
21 Ekim 2019
EĞİTİMDE “ORTAK AKIL” ZORUNLULUĞU
7895 Okunma.
11 Ekim 2019
EĞİTİME OLAN İNANÇ “AZALIYOR”
7659 Okunma.
30 Eylül 2019
ASIL DEPREM OKULLARIMIZDA
8770 Okunma.
23 Eylül 2019
SÜNGER
7809 Okunma.
17 Eylül 2019
MERHAMET ACIMAK DEĞİL, ACITMAMAKTIR.
6146 Okunma.
Haber Yazılımı
Kişisel verilerinizin işlendiğini ve saklandığını 6698 sayılı KVKK Md.10 aydınlatma yükümlülüğü kapsamında tarafınıza bildirmek isteriz.