Yaşlılar için söylenir: “Bunlar sabunluk” denir. Bu benim çok ağrıma gidiyor.
Tarihi isimlere bakıyorum, yaşlılar ne yapmış, gençler ne yapmış.
Büyük İskender, (Makedonya Kralı), henüz 31 yaşındayken ordusuyla Hindistan’a gidiyor, ölüsü geri geliyor.
Roma İmparatoru Sezar, ordusuyla Mısır’a gider, geriye sadece şu sözleri kalır: “Veni, vidi, vici.” “Geldim, gördüm, yendim”. Başka bir şey yok.
Topçu ustası Napolyon, ordusuyla Moskova’ya gidiyor, dönüşünde o topların çoğu karda, kışta, yağmurda yok olur. Redingotu kurumadan de Elbe zindanlarında bulur kendini.
Bizim de çok cesur bir kahramanımız vardır; Enver Paşa. Geri adım atmak onun kitabında yok. Öyle ki Türkistan steplerinde, Azeri ordusunun başındayken atını Rus makineli tüfeğinin üzerine sürecek kadar gözü pek bir adamdı. Tabi ki sonuç belli.
Bunların hepsi gençtiler.
Atatürk, Cumhuriyeti kurduğunda 43 yaşındaydı ama o kitap yazacak kadar üç dil biliyordu. Üstelik insanlık tarihini çok iyi biliyordu. Kurtuluşta, ilk savaş olan 1. İnönü Savaşı’nda sadece 8.000 askerimiz, 4.000 tüfeğimiz vardı. O, geri çekile çekile Polatlı’ya kadar geldi. Onun çekilmesi, yenilgi değildi. Ta ki bütün hazırlıklar tamamlanıncaya kadar.
Yukarıdaki komutanların hangisi bunu yapabilirdi? Türk ordusunun başında bunlardan biri olsaydı Cumhuriyet kurulamazdı.
Ve Atatürk için Cumhuriyeti ilelebet yaşatmak gerekiyordu. Bu da ancak dil ve tarih bilinciyle olabilirdi. Türk Dil Kurumu, Anadolu Uygarlıkları ve Türk Tarih Kurumu boşuna kurulmadı. Bundan böyle Anadolu’daki tüm uygarlıklar bizim uygarlıklarımızdı. Etibank ve Sümerbank bunun en güzel örneği değil midir?
Kim neye göre yaşlı ya da genç? Takvim yaşına bakmayacağız, düşüncelerine ya da inançlarına bakacağız. Adam 20 yaşında ancak Orta Çağ’da kalmış. İlmiye Çığ çok ileri yaşındaydı; ancak Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde işaret ettiği gençlik ruhunu taşıyordu.
Ben de yaşlı değilim, takvim yaşına bakılmaksızın.
