Herkes gizli bir îman ve teslîmiyet hâlinde yaşar da farkında olmadığı için kendini inançsız zanneder ve hüsrana sürüklenir. İşte bu hakikatlerden biri olan basınç farkına işaret eden ayet...
Deniz seviyesinden itibaren göğe doğru yükseldikçe ortalama her 10,5 metrede basınç 1 milibar azalır. Sıcaklık ise yükseldikçe ortalama her 100 metrede 0,5 derece düşer. Aynı şekilde, yerden yükseldikçe atmosfer yoğunluğu ve tozların, dolayısıyla oksijen yoğunluğunun da azaldığı görülür. Bu sebeple, yükseldikçe; nefes darlığı, konuşma ve görme zorlukları, baygınlık hâlleri meydana gelir. Âyet-i kerîmede buna işaret edilmiştir:
“Allah, ... kimi saptırmak isterse onun göğsünü, o kimse gökte yükseliyormuş gibi dar ve tıkanık yapar!..” (Enam S., 125)
Uçaklar yerden yaklaşık 10 bin metre yüksekliğe çıkarlar; çünkü yerçekiminden uzaklaşarak, düşük basınçta sürtünmeyi azaltarak daha az yakıt harcarlar. Fakat o yükseklikte oksijen azaldığı için de bir ârıza esnâsında oksijen maskeleri ile tedbir alınmıştır. Daha yükseğe ise oksijen iyice azaldığı için daha hususî tertibatlar olmadan çıkamazlar.
Hiçbir ateist, yarın havanın oksijeni değişir ve bozulur mu diye; «Bir oksijen tüpü ile gezeyim...» demez. Bilir ki kâinattaki bu ilâhî ekolojik denge bozulmaz, bozulacağına da ihtimal vermez. Yani ilâhî iradeye gizli bir itimat ve inanç hâlindedir. Bunu ters ifade ettiği için nankörler sınıfına düşmüş ve kaybedenlerden olmuştur.
Kâinatta bu hakikatler karşısında hiçbir inançsız yoktur aslında. Herkes gizli bir îman ve teslîmiyet hâlinde yaşar da farkında olmadığı için kendini inançsız zanneder ve hüsrana sürüklenir.
“NEFES ALMAYA BAŞLADIĞI ZAMAN SABAHA AND OLSUN!”
Tekvir suresi 18. ayet-i kerîmede, tohum ve çekirdeğin çatlamasına işaret edilmiştir. Bu, bitkiler için çok mühim bir başlangıçtır. Nebâtat hayâtiyetini fotosentez ile sürdürür. Fotosentez esnasında bitkiler; geceleri oksijen alıp, karbondioksit verirken, gündüzleri tam tersini yaparlar; “Ve nefes almaya başladığı zaman sabaha and olsun!” âyeti, buna işaret etmektedir.
