Türkiye son dönemde dikkat çekici bir operasyonlar sürecinden geçiyor.
Uyuşturucu, kokain, kara para aklama, vergi kaçakçılığı, rüşvet, suç örgütleri ve benzeri iddialar üzerinden sanat dünyasından iş dünyasına, spor camiasından belediyelere kadar toplumun farklı kesimlerine yönelik soruşturmalar yürütülüyor. Belediyelere yönelik operasyonların da özellikle son dönemde geniş bir siyasi tartışmanın konusu olduğu görülüyor.
Elbette burada öncelikle şunu söylemek gerekir: Suçlu ile hakkında soruşturma yürütülen kişiyi birbirinden ayırmak gerekir. Bir insan hakkında soruşturma açılması, onun kesin olarak suçlu olduğu anlamına gelmez.
Ancak mesele sadece tek tek operasyonlardan ibaret değil. Asıl dikkat çekici olan, bu operasyonların toplumun birçok farklı alanına aynı dönemde yapılmasıdır.
Peki bütün bunların arkasında yalnızca suçla mücadele mi var?
Ben meselenin bir başka yönüne dikkat çekmek istiorum.
Devletler yalnızca bugünü yönetmez; aynı zamanda yarını da şekillendirir. Bir ülkede yıllar içerisinde oluşmuş ekonomik, siyasi, sosyal ve bürokratik güç merkezleri zaman zaman ayar verilmesi gerekir. Bazı yapıların etkisi azaltılır, bazı güçlerin alanları daraltılır ve tek büyük gücün devlet olduğu gösterilir.
Türkiye'de bugün yaşanan süreci de bu açıdan okumak daha doğru olur diye düşünüyorum.
Benim kanaatim, bu sürecin yalnızca uyuşturucuyla, kara parayla veya vergi kaçakçılığıyla mücadele olarak değerlendirilmesinin eksik kalacağı yönündedir. Bunun yanında devletin kendi içerisinde ve toplumdaki güç dengelerinde yeni bir düzen oluşturma çabası da olabilir.
Daha da önemlisi, bu sürecin Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan sonrasındaki Türkiye açısından bir hazırlık niteliği taşıyıp taşımadığıdır.
Çünkü her siyasi liderin ardından yeni bir dönem gelir. O dönem geldiğinde ülkeyi yönetecek liderinönünde daha sade, daha kontrol edilebilir ve daha kurumsal bir devlet yapısı bulunması, yönetimin devamlılığı açısından önem arz eder. Buradan hareketle, bugün yapılan operasyonların bir kısmının yalnızca mevcut suçlarla mücadele değil, geleceğin Türkiye'sinde daha güçlü ve daha düzenli bir devlet yapısı oluşturma amacı taşıdığı düşünülebilir.
Fakat burada önemli olan ayrım devleti yönetecek olan bir sonra ki liderin önünü açıyor demek değildir. Böyle bir iddiayı doğrulayacak bir delil elimizde ok bu sadece siyasi bir analiz ve ihtimal olarak görülmelidir.
Fakat bu ihtimal üzerinde düşünmeye değer.
Çünkü güçlü bir devlet yalnızca güçlü bir liderle değil, güçlü ve kurumsal kurumlarla ayakta kalır.
Eğer bugün yapılan operasyonlarla gerçekten uyuşturucu, kara para, vergi kaçakçılığı, rüşvet ve organize suç yapılanmaları temizleniyor; kamu kaynakları korunuyor ise bunun sonucunda Türkiye'nin daha huzurlu ve daha güvenli bir ülke haline gelmesi hepimizin ortak kazanımı olur.
Belki de bugün sorulması gereken soru;
Türkiye sadece bugünün suç örgütleriyle mi mücadele ediyor, yoksa yarının Türkiye'sini mi inşa ediyor?
Bunun cevabını zaman gösterecek.
Fakat şurası kesin:
Eğer bu süreç gerçekten devletin kurumsallaşmasına, toplumun huzuruna ve hukukun üstünlüğüne hizmet ederse, bundan sonra Türkiye'yi yönetecek kişi kim olursa olsun, çok daha sağlam bir zeminde görev yapacaktır.
Ve belki de bugünkü operasyonların en önemli sonucu, bir kişinin önünü açmak değil; Türkiye'nin önünü açmak olacaktır.
